Zenci Musa

Permanent Link to Zenci Musa

Adına türküler yazdığımız yemen için çöller geçen yiğit ümmetin yiğit evladı, bakmayın bu yiğidin teninin kara olduğuna,

Bu yiğit ki,

yüreğindeki iman ile olmaz denileni oldurmuş, iğne deliğinden devenin nasıl geçtiğini tüm dosya düşmana ıspatlayarak, maraş bize mezar olmadan düşmana gülüzar olmaz diyer yiğitlerle aynı imanı taşıdığını ıspatlamıştır.

Öyle ki,

göstermiş olduğu şeceaat neticesinde ortaya çıkan namının nefsi fısıltısına kulak asmadan,  kendisine teklif edilen mevkileri geri çevirecek kadar asil,  benim gücüm yerinde, ben hamballık yaparım diyecek kadar şükür ve tevazu sahibiydi. Onun bu duruşu bugün kalbimizi karartan noktaları birkez daha vuruyor yüzlerimize..

Onun adı zenci musa,

kim var denildiğinde sağına soluna bakmadan ben varım diyerek birinci dünya savaşında cepheden cepheye koşan,  libyada, edirnede, çanakkalede ve bir çok osmanlı toprağında allah için kılıç kuşanan musa, lideri olarak kabul ettiği kuşçubaşı eşref beyle libya muharebesinde tanışan, bir gölge gibi yanından ayrılmadan liderine itaat ederek çöller geçen musa,

Sudanlı zenci musa, devlet-i osmaniyenin zor durumda olduğu günlerde anasını, babasını, eşini, çocuklarını ve mallarını allah için feda ederek kavimiyet gütmeden cihada koşan yiğitlerden biridir. Bu yiğidin imanını, sadakatini ve tevazusunu tanımamıza fırsat veren hadise ingilizlerin filistin toprakların yürümesiyle ortaya çıktı. Zor zamanlarda hızırların ve yiğitlerin yetişmesine yabancı olmayan bu necip millettin bir evladı olan musa; ruhunu bugün bizim omuzladığımızı iddia ettiğimiz davaya kurban etmiş, yavuz sultan selim misali yedi deve ile çölleri geçerek dedecinin izinde olduğunu göstermiş, ümmetin emanetini yerine ulaştırmıştı. Ne büyük bir tevafuk olacaktır ki, aynı çölü yürüyerek geçen yavuz sultan selim sudanlı zenci musanın memleketinin fatihidir. Ve musa kendisini fetihle şereflendiren dedesine borcunu bu şekilde ödemiştir.

İngilizlerin yerli hainler ile işbirliği yapıp, filistin topraklarını kirletmek için adım attığı o günlerde, bir kaç ümmet evladı bunu engellemenin planlarını yapıyordu. Çöller kafirlerin ve hainlerin çarıklarıyla kirleniyor, evlad-ı osmaniye sicim terleri döküyordu. “ yemen “ dedi içlerinden birisi, yemendeki mücahitleri silahlandıralım. Devlet-i osmaniyenin maddi anlamda silinmesine rağmen 1960 lara kadar belki bir umut, belkide bir beklenti içerisinde halife adına hütbe okutan yemen buna hazırlıklıydı.  Şanlı yemeni ayağa kaldırmak ancak zenci musa gibi yiğitlerin getirdiği yardımlar ile şahlanmayı hak ediyordu.

Dedeleri olan akıncılar ve serden geçtiler gibi ümmet için, vatan için vuruşcak 70 ümmet evladı kuşçubaşı eşref tarafından belirlendi. İki metre boyu, güçlü ve gösterişli yapısıyla sudanlı zenci musa bu yiğitlerin arasındaydı. Onlar yardan geçtiler, serden geçtiler ve ruhlarını ölmeden allaha teslim ettiler. Yemen’e ulaştırılmaz üzere yetmiş kişiye pay edilen altınları alan bu yiğitler bir osmanlı akıncısı edasıyla yollara koyuluyordu. Yükleri ağır, ümmetin vebali daha ağırdı. Altınlar ilk olarak fahrettin paşanın kontrolünde bulunan medineye ulaştırılacak daha sonra yemene doğru akın başlayacaktı.

Gece olmuştu. İnsan uyumuş, bitki uyumuş, göz kubbe uyumuş, su uyumuş ancak düşman uyumamıştı. Kuşçubaşı eşrefin bir ingiliz kadın ajan tarafından tespit edilmesinin üzerine kalmış olduğu otelin pencerisinden atlayarak medineye ulaşıyordu. Artık plan deşifre oluyor. İngilizler istanbuldan çıkan 300.00 bin altının peşine düşüyordu.

Rasullah makamının kumantanı fahrettin paşa uyardı. “ kardeşlerim medineden ayrılırsanız sizi boğazlarlar “. Ölümü bir sevgili gibi selamlayanlar korkunun nasıl birşey olduğunu bilir mi? Allah için ölmeyi göze alanları ölüm korkusu durdurabilir mi?

Yürüyordu yiğitler, şerif hüseyin ve ingilizlerin kendilerini beklediğini bilerek yürüyordu. Düşman ile karşı karşıya gelindiğinde “ bir nice az toplulukları çdk topluluklara galip kıldık “ ayetininin tecellisini umarak saldırıya cevap verdiler. Ancak allah o yiğitlerin büyük bir kısmını “ içinizden niceleri verdiği sözü tutarak şehit oldu, diğerleride sözlerini tutacağı günü beklemektedir. “ ayetine muhatap etti. Yiğitlerinin büyük bir kısmının şehit olduğunu gören kuşçubaşı eşref bey koynunda bulunan altınları, bir zamanlar yavuz tarafından çiğnenen toprağa gömerken düşman dipçiğiyle esir düştü.

Plan yapanların en hayırlısı olan allahın kalplere tecellisiyle yapılan plan başarılı olmuştu. Kuşçubaşı eşref bey kendisini bir yem misali düşmanın önüne atarken, önünde peygamber yürüyormuş edasıyla ilerleyen sudanlı zenci musa ümmetin emanetlerini mahmut nedim paşa teslim ediyordu. Medinede kuşçubaşı eşrefin esir düştüğünü öğrenen mahmut nedim paşa 300.00 altını görünce şaşkınlıkla soruyordu. Sende kimsin? Heybeti ile dikkat çeken, uzun boylu boncuk boncuk terlemiş kara adam cevap verdi. “ ben kuşçubaşı eşref beyin emir eri zenci musayım. Emanetleri getirdim. “ kuşçubaşı içinde bulundukları durumu anlamış kendisini düşmanın üzerine atarken altınların ulaştırma görevini musaya vermişti. Plan yapanların en hayırlısı allahtır kelamı bir kez daha ıspatlanmış oluyordu.

İstanbul işgal altındaydı. Kumandanından ayrılmanın acısına birde işgal kuvvetlerinin istanbulu postallarında ezmesi eklenince yüreği düştü. Galatada kendisini görüp tanıyan ali fuat paşa tarafından emeklilik teklifi yapılan musa “ işgal edilen ve savaş halinde olan devletimden para almaz bana yakışmaz. “ diyerek  ali fuat paşanın teklifini kabul etmemesinin altında yaşan gerçek kavmiyetçilik değil ümmetçilikti. Ali fuat paşanın galata kahyalığını önermesi üzerine “ benim gücem yerinde, kahyalığı yaşlı bir müslümana verin. Eğer hamballık varsa yararım. “ diyecek kadar asil, kendisini hamballık yaparken tanıyan ve yanlarında olması durumanda para, makam ve mevki teklif eden ingiliz işgal orduları komutanı general hariktonun teklifine, “ her teklif herkese yapılmaz, sizin bu sözleriniz beni ancak rencide eder, benim bir devletim var, devleti osmaniye, bir bayrağım var ay yıldızlı bayrağım, birde kumandanım var kuşçu başı ekrem. Bu iş daha bitmedi. “  diyecek kadar inançlı ve ümitliydi. Birçok kişi osmanlının abd himayesine girmesi gerektiğini dile getirirken zenci musanın inancı ve kararlılığı bir tokat gibi çarpıyordu muhatabının yüzüne.

Soğuk kış günlerinde soğuktan, sıcak yaz günlerinde güneş altında çalışmaktan kaçmadığı gibi geceleri anadoludaki direniş hareketine silah göndermenin derdine düşmüştür zenci musa. Zature olup zayıf düşmesine aldırmadan mücadelesine devam eden musa, devlete yük olmamak için hastaneye yatma teklifini kabul etmedi. Komutanının esir düşmesine ve hastalığa daha fazla dayanamayan musa özbekler tekkesine yerleşti ve ruhunu sahibine burada teslim etti.

Sudanlı zenci musanın vuslatının ardından döşeğinin başında bulunan bavuldan essiz bir miras çıktı. O miras ki, mirası bulanlara, onlardan sonrakilere, bizlere ve bizden sonrakilere öğüt niteliği taşıyordu. Bavulundan, devlet-i osmaniyenin parçalanmadan önceki halinin bulunduğu harita, kuşçubaşı eşrefin fotografı, kur’anı kerim ve kefen çıkıyordu. Ne büyük bir mana vardı bu bavulda. Devlet-i osmaniyenin haritası, osmanlının eski günlerine döneceği arzusunu ve bunun için çalışma azmini, kuşçubaşı eşrefin resmi, liderine ve reise itaat ve sadakati, kur’anı kerim imanı, kefen ise, cesaret ve vuslatı simgeliyordu.

10
Paylaş

Yorum Yazın