Millet Ne Zaman İktidar Olacak?

Permanent Link to Millet Ne Zaman İktidar Olacak?

Devletlerin kurucu unsurlarının, ülkeyi dizayn edilmesinin ardından kendi kültürünü ve değerlerini, ülke içerisindeki diğer kültür ve etnik gruplara dayatmak istemesi veya kendi kültürünü baskıcı bir şekilde kabul ettirmeye çalışması nedeniyle çıkan çatışmayı Şerif Mardin merkez ve çevre tezi ile açıklıyor. Türkiye’nin yaşamış olduğu siyasi gerilimin altında da aynı çatışma yatmaktadır. Bugün, kendisini modern, laik veya seküler olarak adlandıranların, muhafazakârlar veya İslamcılarla yaşamış oldukları tartışma bu durumun örneklerindendir.

Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren, modernleşme adına yapılan yeniliklerin halkın örf, adet ve değerlerinden kopuk bir şekilde gerçekleştirilmesi, yeni kurulan devlet ile halk arasında sorunun başlangıcı olmuştur. Halkın göstermiş olduğu doğal reaksiyonlara, dönemin devlet adamları çok sert tepki vermiş ve tarihimize kara bir leke olarak geçen İstiklal Mahkemeleri, birçok hukuksuzluğa imzasını atmıştır. Bu noktada, devletin yapmış olduğu bu hukuksuzluktan muhafazakârlarla birlikte Aleviler ve Kürtler de nasibini almıştır. Güney Doğu’da ve Dersimde yaşananlar, bu durumun en açık örnekleridir. İsyanlarla ortaya çıkan çevre grupların tepkisi çok partili hayata geçişte de kendisini göstermiştir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırkası, Cumhuriyet Halk Fırkasının baskıcı politikalarına tepki olarak desteklenmiş, ancak kurucu gücün baskısı ile kapanmak veya kapatılmak zorunda kalınmıştır. Esas olan şudur ki, Cumhuriyetin kurucu ideolojisi, halkın tepkisini anlamak veya anlamlandırmak yerine görmezden gelmeyi seçmiştir. Bu durum çevre grupları sindirmediği, kendi söylemlerini taşıyan partileri desteklemelerinden anlaşılacaktır. Bu partilere örnek vermek gerekirse, Demokrat Parti, Kısmen Adalet Partisi, Turgut Özal ‘ın Anavatan Partisi, Refah Partisini görebiliriz. Bu partilerinde akıbeti ilk kurulan muhalefet partilerin durumuna benzemektedir. Partilerin büyük kısmı kapatılmış, diğerleri ise merkeze yakın siyaset yapmaya zorlanmıştır. Ancak, çevre grupları kendi oy verdikleri partilerden umduğunu bulamamıştır. Merkez ve çevre tartışmaları günümüzde de devam etmektedir. Çevre gruplar, kendilerinin değerlerini ve söylemlerini dillendiren Adalet ve Kalkınma Partisini desteklemiş ve desteklemeye devam ettiği görülmektedir.

Adalet ve Kalkınma Partisinin diğer gruplardan farkı ise, kuvvetli gelmesi, geçmiş siyasi deneyimlerden faydalanması ve oy veren halkı siyasetin içerisine çekmesi olmuştur. İktidar olmanın muktedir olamayacağı bu dönemde de kendisini göstermiştir. AKPARTİ iktidara geldiği ilk günlerde kendisini farklı göstermeye çalışmak zorunda kalmıştır. AKPARTİ milletvekillerinin toplu kılmış olduğu namazlar televizyonlarda gösterilerek algı operasyonu yaratılmaya çalışılmıştır. AKPARTİ hükümeti üzerinde bulunan psikolojik baskılar ve 27 Nisan bildirisi, partinin kendisini destekleyerek parlamentoya gönderen çevre grupların beklentilerini karşılamamıştır. Görülmektedir ki, iktidara geldikten seneler sonra çevre grupların isteklerinin bir kısmını karşılamış ve merkez grupların dikkatini ve tepkisi çekmeden bu reformları yapmaya özen göstermiştir.

Bugün ise, çevre grubundan merkeze kaydığı iddia edilen AKPARTİ ‘nin baskı altında tutulmaya çalışıldığı veya bir yerleri ikna etmek zorunda bırakıldığı görülmektedir. Çevre grupların, beklentilerine yönelin her icraatta merkezi temsil eden grupların ortaya çıkması ve hükümete baskı kurmaya çalışması, bu baskıyı ise, kendisine baskı yapılıyor kisvesinde sunması, AKPARTİ ‘nin ise, bu gruplara temkinli yaklaşması merkezin çevre üzerindeki baskısının çevre partisinin iktidarda olmasına rağmen devam ettiğini göstermektedir. Peki, AKPARTİ ne yapmalıdır? Yıllarca sistem dışına itilmiş ve bir grubu marjinalleşmiş çevre grupların isteklerine ve taleplerine mi cevap vermeli yoksa kendisini baskı altında ve ezilenler olarak gösterenlerin itirazlarını bir endişe olarak kabul edip, olması gereken reformları ertelemeli mi? Şahsi kanaatim odur ki, AKPARTİ ‘nin merkez grupları ikna etme veya alttan alma gibi bir zorunluluğu yoktur.

AKPARTİ kendisine oy verenlerin taleplerini, merkez grupların özgürlük sınırlarını aşmadan yerine getirmelidir. Aksi durum, sistemin içerisinde bulunan ve kendisini ülkeye adapte etmek üzere olan çevre grupların siyasetten beklentilerini bitirir ki, bu durum ciddi sıkıntılara sebep olabilir. Çoğunluğun oy vermesi sonucunda iktidara gelenlerin, iktidardaki yetkilerini iktidar olsa bile kendi ideolojisine göre kullanamayacağını iddia edenlerin demokrasiden ne anladıklarını sorgulamak lazımdır. İktidara, alınan oy oranının yüksekliği ile gelinip, vaat ettiği icraatları gerine getiremeyeceğini vurgulamak, halkın haricinde bir otorite aramaktır. İktidar veya halk cumhuriyetçi olduğunu kime kanıtlamak zorundadır? Çevre grupların, cumhuriyetin parçası olduğu söylemine karşı, diğer merkez gruplar onay mı verecek?

AKPARTİ kendisine oy verenlerin istek ve arzuları doğrultusunda hareket ederek, diğer grupların özgürlük sınırlarını ihlal etmeden, yapılması gereken reformları yerine getirmeli, merkez gruplar ise, baba mirası gibi kabul ettikleri cumhuriyeti halktan korumaktan vazgeçmelidir. Kimin kazanımlarını kimden koruduğunun farkında olmadan yapılan ayrışmalar, ülkenin temeline zarar verecektir. Kendisini seçimlerde ifade edemeyen, ifade edip iktidar olsa dahi, muktedir olamayan gruplar bir zaman sonra marjinalleşecektir. Bugün ülkemizde doğuda yaşanan terör sorunu dahil bir çok sorun bu sebeple ortaya çıkmıştır.

9
Paylaş

Yorum Yazın